“`html
Yunus Çinçin: Sevgili Cabir Özyıldız, bana söyleşi yapma isteğimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Yazarlık yolculuğunuz hakkında, geçmişiniz ve önemli dönüm noktalarınız hakkında neler paylaşabilirsiniz?
Cabir Özyıldız: Davetinize ve bana gösterdiğiniz ilgiden dolayı ben teşekkür ederim.
1978 yılında Adana’da, işçi bir ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldim. Her Adanalı çocuk gibi, sokaklarda, portakal bahçelerinde ve sulama kanallarında geçen bir çocukluk yaşadım. Küçük yaşlarda iş hayatına atıldım ve ülkemizdeki koşullar göz önüne alındığında sanırım hayatım boyunca çalışmak zorunda kalacağım.
Yazarlık serüvenim uzun yıllara yayılmadı. Edebiyatla olan ilişkim daha çok okuma üzerineydi. Çocukluk dönemimde mizah dergileri ve çeşitli çizgi romanlarla tanışırken, gençliğimde Orhan Kemal ve Yaşar Kemal gibi yazarların eserleriyle edebiyat dünyasına adım attım. Okumak, hayatıma farklı bir perspektif kazandırdı.
Çalışma hayatım ve sorumluluklar nedeniyle gerçek anlamda yazmaya kırklı yaşlarımdan sonra başladım. Yazma becerimin varlığını o zamana kadar fark edemedim. İlk denemelerimde birçok hatayla karşılaştım, ama zamanla öykü yazma konusunda kendimi geliştirmeye başladım. Bir dönüm noktası, cesaret bulup dergilere öykülerimi göndermemdi. Bu süreçte aldığım geri dönüşler, yazdıklarımı şekillendirmeme yardımcı oldu.

Yunus Çinçin: Kitaplarınızdaki bazı öykülerde Adana yaşamına ve halkına yer veriyorsunuz. Adana’nın öykücülüğünüzdeki önemi nedir?
Cabir Özyıldız: Büyük bir ailede, portakal bahçesine bakan bir evde büyüdüm. Ailemde çok sayıda kardeş vardı ve akrabalarımın çoğu yakın çevremde yaşıyordu. Bu çeşitlilik, çocukluğuma renk kattı. Adana’nın kenar mahallelerinde büyümek, sokakta geçirdiğim zamanın çoğunu oluşturdu. Şehrin karmaşası ve sokakların dinamik yapısı, yazma yeteneğime büyük katkı sağladı.
Adana, toplumsal çelişkilerle dolu, farklı sosyal kesimlerin bir arada yaşadığı bir yer. Eğer insanlara ve onların yaşam koşullarına duyarlılığınız varsa, bu çevre sizin yazınızı daha anlamlı kılar. Her gördüğünüz veya tanık olduğunuz durum, yazınıza yeni bir derinlik katar.
Yunus Çinçin: Öykülerinizin konularını seçerken hangi motivasyonlar öne çıkıyor? Cabir Özyıldız olarak yazma süreciniz nasıldır? Yazmak sizin için ne ifade ediyor?
Cabir Özyıldız: Genellikle öykülerin temalarını ben seçmiyorum; bu fikirler kendiliğinden geliyor. Kurguya dayalı öyküler yaratmaya özen gösteriyorum. Bazen basit bir cümle veya anlık bir görüntü, öykü yazımımda başlangıç noktası olabiliyor; ancak genellikle gerçek hayatta yaşadıklarım ve tanıdığım kişilerden ilham alıyorum.
Yazma sürecime gelince, başlangıçta derhal yazmaya çalışıyordum. Ancak zamanla, düşünmek ve hazırlık yapmak için daha fazla zaman ayırmaya başladım. Kafamda bir plan oluşturup, öykü için gerekli atmosferi oluşturarak yazmaya oturuyorum.
Yazmayı, hayatı tanık olarak yeniden şekillendirme fırsatı olarak görüyorum. İnsanları, olayları ve genel yaşam detaylarını kendi penceremden yeniden yorumlamak benim için anlam taşıyor.
Yunus Çinçin: Türk ve dünya edebiyatından hangi yazarları takip ediyorsunuz? Sizi besleyen sanatçılar kimlerdir?
Cabir Özyıldız: Türk öykücülüğünün temellerini atan ve yazma isteğimi tetikleyen yazarlar arasında Sait Faik ve Sabahattin Ali ön plandadır. Diğer önemli isimler arasında Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Memduh Şevket Esendal ve Tomris Uyar sayılabilir. Dünya edebiyatından ise Çehov ile O. Henry benim için çok değerlidir. Ayrıca, Roald Dahl ve Márquez gibi yazarlar da etkilendiğim isimler arasında.
Yunus Çinçin: Öykü yazmak isteyenlere tavsiyeleriniz nelerdir?
Cabir Özyıldız: Yazmaya ilgi duyan herkese, öncelikle kitaplarla iç içe olmalarını öneririm. Türk ve dünya edebiyatının ustalarını okumaları, çağdaşlarını takip etmeleri ve yaşamadıkları ortamlara dair bir bakış açısı geliştirmeye çalışmaları önemlidir.
Yunus Çinçin: Gelecekte yazmayı düşündüğünüz projeler ve planlarınız neler?
Cabir Özyıldız: Önceki iki kitabımda olduğu gibi, ezilenlerin ve toplumsal sorunların peşinden gitmeye devam edeceğim. Şu anda “işçi öyküleri” adında bir proje üzerinde çalışmaya niyetliyim. Ancak bu projede didaktik yaklaşımlardan kaçınacak, işçilerin günlük yaşamlarını kendi edebi üslubumla ele alacağım.
“`